Sad's profileAllah’a hamd, mücahitler...PhotosBlogListsMore ![]() | Help |
Allah’a hamd, mücahitlerin Efendisine (s.a.v.) salat ve selam olsunEy Islam davetcileri: Olum tutkunu olunuz ki size hayat bagislansin...Sehid Seyh Abdullah Yusuf Azzam |
|||||||||||||||||||||||
|
August 14 Cihad nedir?Biz düşmanlarımıza karşı teröristiz.!Bizler kitap ve sünnet teröristleriyiz. Doğuda batıda bilsin ki bizler teröristleriz. Bizler korkutan kimseleriz “Onlara karşı gücünüzün yettiği kadar Allah'ın düşmanı ve sizin düşmanlarınızı ve bunların dışında Allah'ın bilip sizin bilmediklerinizi yıldırmak üzere kuvvet ve savaş atları hazırlayın. Enfal/60” Öyleyse Allah’ın dininde terörizmim farzdır!! (şehid şeyh Abdullah Azam(r.h)”
Biz düşmanlarımıza karşı teröristiz. Sahip olduğumuz ve gücümüzün yetiği bütün vesilelerle onları terörü ize etmeye azimliyiz. Onları aciz bırakacak, terör ize edecek ve korkutacak olan her vesileyi isteriz.. Allah’a tevekkül eder ve bu görevi layıkıyla yerine getirmeye çalışırız. Çünkü bu bizim üzerimizde farz hükmündedir.(şeyh Hamud Bin Ukla Essa )
O halde, dünya hayatı yerine âhireti alanlar, Allah yolunda savaşsınlar. Kim Allah yolunda savaşır, öldürülür veya galip gelirse, Biz ona büyük bir ecir vereceğiz.(Nisa74)”
“Size ne oluyor da: “Rabbimiz! Bizi halkı zalim olan bu şehirden çıkar, katından bize bir sahip çıkan gönder, katından bize bir yardımcı lütfet” diyen zavallı çocuklar, erkekler ve kadınlar uğrunda ve Allah yolunda savaşmıyorsunuz?(Nisa75)”
“İnananlar Allah yolunda savaşırlar, İnkâr edenler ise şeytan yolunda harp ederler. Şeytanın dostlarıyla savaşın, esasen şeytanın hilesi zayıftır.(Nisa76)”
“Kendisine: “Elinizi savaştan çekin, namaz kılın, zekât verin” denenleri görmedin mi? Onlara savaş farz kılındığında, içlerinden birtakımı hemen, insanlardan Allah'tan korkar gibi, hattâ daha çok korkarlar ve Rabbimiz! Bize savaşı niçin farz kıldın, bizi yakın bir zamana kadar tehir edemez miydin?” derler. Ey Muhammed, de ki: “Dünya geçimliği azdır, âhiret, Allah'a karşı gelmekten sakınan için hayırlıdır, size zerre kadar zulmedilmez.(Nisa77)”
Küfrün kökleri ancak kurşunla temizlenir. Hür kimse hiçbir zaman yönetimi kâfir ve asiye bırakmaz. Çokça kan akıtılmadan, sorumsuzun umursamazlığı yok edilemez.(Şeyh Usma Bin Laden)
BİZİM SENİLE GÖRÜLECEK HESABIMIZ VAR EY AMERİKA!
SENDEN ALINACAK İNTİKAMIMIZ VAR!
SENİLE ASLA BİTMEYCEK VE ÇÖZÜMÜ ANCAK SENİN YERYÜZÜNDEN SİLİNMEN İLE HALLONUCAK BİR DÜŞMANLIĞIMIZ VAR.
EY ALLAH’IN DÜŞMANI! EY ASRIN TAĞUTU!
EY ALLAH’TAN BAŞKA KENDİSNE İBADETTE BULUNAN AMERİKA! HALKIMIZ HAÇLI VE SİYONİST ÇIKARLARINA HİZMET EDEN İŞBİRLİKÇİ KÂFİR TAĞUTLARDAN ÇOK ÇEKTİ.
August 10 Şeyh Ebu Ömer
August 07 Akidede TakiyyeAkidede Takiyye ve Hakkı Gizlemek Caiz Değildir! Seyyid Kutub -Allah'ın rahmeti üzerine olsun- mevcut yönetimden sorulduğunda, yönetimin kâfir olduğunu söyler. Bazı öğrencileri Seyyid Kutub'a: "Boynun cellâtların elinde, idamla yargılanırken, mahkemenin önünde neden bu derece açık bir üslupla konuştun?" diye sorduklarında, "iki sebepten dolayı" der. "Birinci sebep: Bize akide konusundan soruldu. Akaid -inanç- meselelerinde takiyye yapmak ya da hakkı gizlemek veya temvih'te bulunmak caiz değildir. Temvih; bir kimseye; "yönetim hakkındaki görüşün nedir?" denilmesi, onun da; "vallahi, Allah'a hamd olsun iyiyim," manasında iyidir ya da "yönetimde bazı iyi insanlar vardır" şeklinde takiyye yaparak cevap vermesidir. Akide meselelerinde hakkı gizlemek veya bu şekilde temvihte bulunmak caiz değildir." Ahmed bin Hanbel'in konumuyla bir başkasının konumu arasında çok fark vardır. İslâm ulemasından birine -İmam Safi olduğu rivayet edilmektedir- Kur'an-ı Kerim hakkında ne dersin? Mahlûk mudur, değil midir? Diye sorulduğunda: "Tevrat, Zebur, İncil ve Kur'an'ı parmağıyla işaret ederek "işte bu dördü mahlûktur" der. Bu âlim ifadesinde takiyye yaparak Kur'an'ın değil, parmaklarının mahlûk olduğunu kastetmiştir. Mervezi şöyle demekte: "İmam Ahmed bin Hanbel'in yanına girdim. Onu kırbaçlamışlardı. Ben de: “Ya Ahmed, Yüce Allah "Kendi nefislerinizi öldürmeyin" buyurmakta (takiyye yaparak istediklerini söylemezsen) bunlar seni öldürecekler" dedim. Bunun üzerine bana: "Ya Mervezi! Zindanın dışına çık ve bak ne göreceksin? Sonra yanıma gel" dedi. Ben de zindanın dışına çıktım. Yığınlarca insan birikmişti. Hepsinin elinde kâğıt ve kalem vardı. Onlara; "niçin bu şekilde toplandınız," diye sorduğumda bana: "İmam Ahmed bin Hanbel'in cevabını bekliyoruz" dediler. Daha sonra, zindana geri döndüm ve gördüklerimi İmam Ahmed'e anlattım. Bunun üzerine İmam Ahmed bana: "Ya Mervezi! Ölüm, bana bu insanları aldatmaktan daha sevimlidir" dedi." Seyyid Kutup da böyle diyordu. Akide'de takiyye caiz değildir. Lider konumunda bulunan, insanların peşinden gittiği kimseler için takiyye yapmak caiz değildir. Cahiliyyenin öğretilerini, ya da sosyalizmi ve kavmiyetçiliği ikrar etmesi caiz değildir. Bu tür konularda takiyye yapmak kendisine tabi olunan kimseler için lider statüsündekiler için değil, mukallid konumundaki avam halk tabakası için caizdir. "Kalbi iman ile dopdolu olduğu halde küfre zorlanan müstesna..." (Nahl, 106) Bu hüküm taklit edilen, tabi olunan için değil, taklid eden, tabi olan için geçerlidir. Ammar bin Yasir hadisesinde olduğu gibi. Şüphesiz Ammar bin Yasir tabi olandır. Hiç, Allah Rasulü (sav)'nün Ammar'ın yaptığını yapması caiz olur mu? İnsanlar için örnek alman durumuna gelmiş hiçbir genç için de aynı şekilde küfür kelimesini konuşmak ve takiyye yapmak caiz değildir. "Kalbi iman ile dopdolu olduğu halde küfre zorlanan kimse müstesna" âyet-i kerimesiyle amel etmek bu konumdaki kimseler için caiz olmaz. Seyyid Kutub'a şöyle diyorlardı: "Hiç olmazsa idamının kalkması için gel" (devlet başkanından özür dilediği ya da hiç olmazsa ona bir nezaket ziyareti yaptığı takdirde hakkındaki idam kararının kaldırılacağı söyleniyordu). Seyyid Kutub'un bunlara cevabı ise şu oluyordu: "Namazda yüce Allah'ın vahdaniyetine şahadet eden bu parmağım, tağutun hükmünü onaylayan tek harf dahi yazmayı red etmektedir. Tağuttan neden af dileyeyim. Eğer ben hak ile mahkûm edilmişsem, hakkın hükmüne razıyım. Yok, eğer, batılla mahkûm edilmişsem, ben batıldan af dileyecek kadar alçalamam." Bu net tavır ve İslâmî metodlarla yığınlar etkilenmekte, nesiller İslâm'a yönelmekte, gençler bu İslâm'i şahsiyetleri taklit etmekte, önderler edinmektedirler. Ne idüğü bilinmeyen, önüyle arkasını ayırt edemeyen ve insanları neye çağırdığının farkında olmayan insanlar nasıl taklit edilebilir? Her gün bir renge bürünen, bir gün bir yöneticinin, diğer bir gün başka bir yöneticinin yanında yer alan, bugün bu yetkiliyle yarın şu yetkiliyle bulunan ve onların yanından çıkmayan âlim(!)ler nasıl taklid edilebilir, nasıl önder alınabilirler? Bu kimseler önceki ve sonraki tüm âlimlerin ilmini bilseler, tüm ilmi metinleri, şerhleri, talik ve senetleri ezberleseler dahi insanlar bunları nasıl taklid edipte, peşlerinden gidebilir? Allah aşkına söyleyin! Sizlerden hiç Kârim el-Anadoli'nin mahkemedeki savunmasını işiten var mıdır? Bu küçük savunma metni, on asır, belki de daha fazla süreyle nesillerde etkisini bırakmaya devam edecektir. Bu tesir el-Ezher âlimlerinin on asırlık teliflerinden, yazdıkları eserlerden daha fazladır. Gerçekten ben bu savunmayı her işittiğimde sarsılıyorum. Bir genç mahkemenin karşısında duruyor ve bu derece net bir tavırla mahkemeye hakkı haykırabiliyordu. Bu, askerî mahkemedeki sıradan bir dava değildir. Salih Seriyye'nin ya da Kârim Anadoli'nin davası da değildir. Bu uğrunda kurbanların verildiği İslâm'ın davasıdır. Bu Ahmed bin Hanbel'in, İzz bin Abdusselam'ın, Hasan el-Benna'nın, Seyyid Kutub'un uğrunda kurban verildiği İslâm davasıdır. Ben, Kârim el-Anadoli'nin savunmasından daha kuvvetlisini işitmedim. Bu genç şehid edildi. Evet, Kârim Anadoli gitti fakat onun ifadeleri, kelimeleri hâlâ zihinlerimizde tekrarlanmaktadır. Kârim el-Anadoli bende bütün el-Ezher ulemasından daha çok etki ve tesir bırakmıştır. Ben de el-Ezher'in hocalarındanım. Doktoramı orada yaptım. Sizleri yeryüzünün bütün meşayıhları mı yoksa Halid el-İslâmbuli mi daha çok etkilemiştir. Halid..! İslâm ancak bunun gibi örneklerle zafer bulur. Ey kardeşlerim! Kurbansız zafer olmaz. Mantıklarla, söz oyunlarıyla, aldatmacalarla, dalalet ehli kimselerin yanlarında yer almalarla, takiyye ve istihbarat birimlerine gülümser simalar göstermekle İslâm davasında zafere ulaşılmaz. şehid r.a Abdullah Azzam. June 14 İstişad"İntihar" değil "İstişhad" 09 Eylül 2005 - 23:00:00 Yok "intihar komandosu", yok "intihar eylemi", vesaire... Filistin'deki İstişhad operasyonları ve o operasyonların müsteşhidleri için Türkiye medyası bu türden nitelemeler kullanıyor. Sadece malum medya değil, onun dışındaki duyarlı medyada da bu türden yanlış anlamaya açık bir dil sorunu yaşanıyor. Bu en azından istişhad operasyonlarında hayatlarını feda eden Filistinlilerin hatırasına hakarettir. Çünkü bu gençlerin hemene hepsi de "intihar"ın haram olduğuna inanan, islam'ın temel esaslarını bilen, bu haberleri çala kalem yazanları İslami bilgi açısından ceplerinden çıkaracak kadar iyi bir donanıma sahip olan gençler... Onların İslami bilgi dağarcığı konusunda bir fikir verir diye söyleyeyim: İlkokul mezunu bir Filistinli'nin Kur'an'î bilgisi, Türkiye'deki vasat bir imamın fersah fersah ötesindedir. Yine aynı kişi, daha çocuk yaşta, asgari 300 hadislik bir dağarcığa sahip olur. Bu aldıkları eğitimin doğal sonucudur. Peki, bütün bunlara rağmen, hayatlarını imanlarına şahit kılmak için çok az insanın becerebileceği bir fedakarlık sergileyen bu gençlere "intihar komandosu" olarak nitelemek, en azından onların inançlarına "Fransız kalmak" olmaz mı? Bir kere onlar, topraklarını işgal eden, canlarına kasteden, mallarına ve kutsal tüm değerlerine tecavüz eden saldırgan ve zalim bir güce karşı mazlumiyeti, mağduriyeti, hakkı ve fedakarlığı temsil ediyorlar... Onlara dil uzatanlara sorulacak tek soru var: "Siz hiç öldünüz mü?.." Türk-Yunan savaşında düşman cephaneliğine gizlice dalıp havaya uçuran ve bu arada kendi canını da feda eden Küçük Ali'lerin, Zeyno'ların yaptığı neydi? Onlara "intihar ettiler" diyebilir miyiz? İstişhad, "şehadete davetiye çıkarmak", "kendi kendini şehid etmek" anlamına gelir. Yani "şahid olacağını bile bile, ölüme gitmektir". İntihar İslam'da cezayı, şehadet ise ödülü getiren bir eylemdir. İstişhad ise, ödülü getiren şehadet eyleminin, en zor olanıdır. Peki, mukaddeslerini canları pahasına savunan Filistinli gençlerin bu eylemlerini, şu ayetle nasıl telif edebiliriz "Kendi kendinizi öz ellerinizle tehlikeye atmayınız." (2.195) Bu ayet, daha o zamandan yanlış anlaşılmış ayetlerden biridir. Bu ayetin tefsiri sadedinde Tirmizi ve Ebu Davud'un naklettikleri şu olaya bakın: Emevi hanedanı döneminde Abdurrahman b. Velid komutasında bir islam ordusu Konstantiniyye (İstanbul) üzerine bir sefer düzenledi. Sahabeden hayatta olanlar ve onlardan biri olan Ebu Eyyüb el-Ensari de ordudaydı. İşte bu savaş sırasında müslüman ordusundan bir kahraman kaleye sırtını dayamış olan Rum ordusuna karşı tek başına taarruza geçti. Bu sonucu mutlak ölüm olan bir saldırıydı. Ve tabi ki o zat şehid oldu. Bu durumu gören müslümanlar içerisinden kimileri bu ayeti okuyarak "Vah vah! Kendisini elleriyle tehlikeye attı!" dediler. Orada olan Ebu Eyyub el-Ensari, bu yanlışa anında müdahale ederek dedi ki: "Ey müslümanlar, bu ayet biz Ensar hakkında indi. Allah, Rasulüne fethi ve zaferi ihsan ettiği zaman, biz artık işimize gücümüze bakıp, malımız melalimizle uğraşalım demiştik. Allah işte o zaman bu ayeti indirdi. "kendini tehlikeye atmak" demek, mal sevdasıyla cihadı/mücadeleyi terk etmektir." (Tüm tefsirler) Bizans surları önünde kendini feda eden ilk nesle mensup o müslümanla, İstişhad operasyonlarında can veren Filistinli gençler arasında hiçbir fark yok. June 05 MevdudiKuran’a Karşı Bizim Davranışımız Ey Müslüman kardeşlerim! Dünya için bir talih eseri mi diyelim, bir İlâhi nimet mi diyelim, müslümanların elinde bulunan Kur'an-ı Kerim'in tamamen Allah Kelâmı olarak mahfuz kalmış olması ve her ceşit tahrifattan, değiştirmelerden pâk ve temiz bulunmasıdır. Hak Teâla'nın kendi Hak Resulû'na (as) vahy ile göndermiş olduğu kelam. aynen, harfi harfine, noktası noktasına, herekesi herekesine, hiç bir değişikliğe ve bozulmağa maruz kalmadan, biz müslümanların eline ulaşmıştır. Fakat dünyada şimdiki zamanda ve hatta bundan evvelki çağlarda da bir hayli talihsiz ve nasibsiz müslümanlar vardır ve gelip geçmişlerdir. Bu müslümanlar Allah'ın kelâmını aynen kelimesi kelimesine, hiç bir değişikliğe maruz kalmadan, ellerine geçirmişlerdir. Ellerinde bulunan bu kitabın binlerce, saymakla bitmeyen, haddi hesabı olmayan nimet ve bereketinden de mahrum kalmışlardır. Kur'an-ı Kerim, kendilerine şunun için gönderilmiştir ki, bu kitabı okusunlar, anlasınlar bu kitabın bildirdiği gösterdiği yoldan gitsinler bu kitabın isteği üzerine amel eylesinler, işlerini buna göre tanzim kılsınlar, yaşayış yollarını buna göre çizsinler yaşayışlarının her sahasında bu kitabı önder bilip, buna göre işlerini düzene koysunlar. Kur'an-ı Kerim, müslümanlara kuvvet ve kudret vermek için. müslümanları yükseltmek için gelmiştir. Kur'an-ı Kerim, insan ferdlerini yer yüzünde Hakk'ın hakiki halifesi kılmıştır. Tarih de şahiddir ki bu halifeler Kur'an'ın gösterdiği hidayet yolunu tutup gittikleri müddetçe, hakikaten dünyanın önderliğini, dünyanın rehberliğini dünya milletlerinin yöneticiliğini ellerinde bulundurmamalardı. Fakat ne yazık ki, şimdi Kur'an-ı Kerim'i ellerinde bulunduranlar için aşağıda söyleyeceğimiz hususlardan başka bir işe yaramamaktadır. Kur'an, bu kitabı, evin bir rafına, bir köşesinde yüksekçe bir yere yerleştirirler, yahut da cüz' içine koyup da bir tarafa asarlar ki, cinler periler, kötü ruhlar gelip de evi basmasınlar, ev halkına kötülük etmesinler. Yani cinler ve bunun gibi nesnelerden korunmak için kullanılır. Yahut da Kur'an-ı Kerim'in âyet-i celilelerini bir kâğıda yazıp boyunlarına asarlar, veya safranla yahut da benzeri kâselere yazıp yıkayıp içerler. Veya, ne dendiğini ne söylendiğini hiç de bilmeden, hiç anlamadan, bir kaç ayet, bir kaç cüz' ezberlerler, papağan gibi anlamadan tekrar tekrar okurlar da geçerler ve bundan da sevap kazandıklarını anlarlar. Bunları ve bu gibi şeylerin hepsini de yaparlar, hepsine de inanırlar; ancak şuna inanmak istemezler ki Kur'an-ı Kerim, hayatta ve yaşayışta bir örnek, bir hidayet rehberi olsun diye gönderilmiştir! Bu bedbaht kimseler şunu da sormazlar ve sormak külfetine de katlanmak islemezler ki, acaba kendilerinin inançları, akideleri neler olmalıdır ve nelere inanmaları lâzım geliyor? Kendilerinin tutmuş oldukları işler, ameller nedir ve neler olmalıdır? Kendilerinin ahlâkı, davranışları nelerdir ve neler olması icab eder? Alış verişleri nasıldır? Ne durumdadır? Dostluk veya düşmanlık hususunda Hak Teâla'nın göstermiş bulunduğu yoldan mı giderler, yoksa kendi bildiklerini mi okurlar? Yine şunu da bilmezler ve öğrenmek istemezler ki bunların diğer Hak kullarına ve kendi nefislerine karşı vazife ve hakları nelerdir? Acaba, bunlar bu hakları hakkıyla ödeyebiliyorlar mı? Bu vazifelerini yerine getiriyorlar mı? Düşünürler mi ki, acaba kendileri için hak nedir? Batıl nedir? itaat etmek boyun eğmek ne demektir? İtaatsiz olmak boyun kaçırmak da nedir? Şunu da yine bilmezler ve bilmek de islemezler ki bizim kimlerle yakınlığımız olmalıdır? Kimlerden uzak kalmamız icab eder? Bizim dostlarımız kimlerdir? Düşmanlarımız da yine kimlerdir? Bizim için hürmet ve izzet, kuvvet ve kudret elde eylemek zorunda neler yapmak gerekir? Mezellete düşmemize, alçak duruma geçmemize sebep nedir ve nelerdir. Bizim menfaatimiz nelerden ibarettir. Zararlarımızın sebebleri ise nelerdir? Bu saydıklarımızın hepsinin cevabını, müslümanlar bir zamanlar Kur'an-ı Kerim'den arayıp da bulurlardı? Ne yazık ki. şimdi, bu kitabı bırakmışlardır kendi keyiflerine tabi olmuşlardır. Bu kadar da değil, kâfir ve müşrik, sapıkların yolunu tutmuşlar, şaşırmışların, garazkar kimselerin peşine takılmışlardır, kendi nefislerinin şeytanına uymuşlardır, yukarıdaki lüzumlu soruların cevaplarını nefislerindeki bu şeytandan sorup öğreniyorlar, bu Şeytan'ın gösterdiği yolu tutup, o yoldan yürüyorlar. Bunun için Hakk'ı bir tarafa bırakıp, Batılın peşine takılmışlardır. Sonuç bunun hükmünce hareket ediyorlardır. İşte bunun neticesi de şu olmuştur, görüyoruz: Hindistan'ın hâlini, Çin'i, Cava'yı Filistin ve Suriye'yi, El-Cezayir ve Fas'ı ve diğer ülkeleri. İşte her tarafta da yapılanların cezası meydanda. Kur'an-ı Kerim, hayır kaynağıdır. Sizin için istediğiniz gibi dilediğiniz gibi hayır bereket ihsan eder. Siz de bu Mübarek kitabı alıp, yok bilmem cinleri perileri, gul yabanileri kaçırmak için, yahut da sıtmaya yakalanmış bulunan kimsenin sıtmasını durdurmak yolunda veya herhangi bir şekilde adliyede bir davayı kazanmak, yahut da resmi makamlarda bir iş elde eylemek, ve yine, üç kuruşluk bir dairede iki para maaşla iş elde eylemek babında kullanmağa kalkarsınız? Bu muazzam Kur'an-ı Kerim'i böyle değersiz, ucuz, ehemmiyetsiz aşağılık ve alçak isteklere âlet kılarsınız? Eğer bir kimse hakikatle inanarak yer yüzünün hakimiyetini, arş-ı İlâhiye kadar, ulaşmağı Kur'an-t Kerim'den dilemiş olsa, ve dileğini anlayarak bilerek samimiyetle hakkiyle yapabilse mutlaka elde edecektir diyebiliriz. Siz ne yapıyorsunuz. Kendi kabınıza sığdırabildiğiniz kadar, koca denizden bir kaç damla su istemektesiniz. Halbuki, siz böyle su istemesinin yolunu usulünü bilseniz ve hakkıyla bunu isteseniz Deniz sizin için, nehirler ve ırmaklar dolusu dahi vermeğe hazırdır. Muhterem Kardeşlerim. Biz müslümanlar arasında, Allahü Teâla'nın bu kitabına karşı yapılan zulüm ve haksızlıklar, gülünecek kadar acayip ve şaşılacak kadar garibedir. Başka bir kimsenin böyle yaptığını uzaktan görürsek, katıla katıla güler, göbeğimiz çatlayıncaya kadar da kendimizi gülmekten alı koyamayız. Adamcağızın bu halini görünce hemen «Delirmiştir, tımarhaneye gitmesi icab eder» demekten de kendimizi alıkoyamayız. Şimdi söyleyin bakalım. Bir hekim hastasına bir ilaç reçetesi yazıp verdi. Bu reçetede yazılı ilâçları kullanacaksın diye de bildirdi. Bu adam ne yapacak. Reçeteyi, yeşil paçavraya sarıp, muşambaya tutacak boynuna mı asacak. Yahut da reçeteyi safranlı suda yıkayacak yıkanan suyu mu içecek? Şimdi siz böyle yapan kimseye ne diyeceksiniz? Acaba siz böyle birisini görürseniz onun bu hâline gülmeyecek misiniz? Siz böyle bir kimseye, «Ahmak», Budala, Anlamaz, Avanak demez misiniz? Şimdi gelelim bakalım biz ne yapıyoruz? Hekimlerin hekimi, en büyük hekim bizim hastalıklarımızın nelerden ibaret olduğunu bilmiştir, keşf etmiştir, kendi şifa ve rahmeti ile bizler için eşsiz ve paha biçilmez bir ilâç reçetesi göndermiştir, bu ilâç reçetesine göre hareket edeceksiniz, buna göre davranışlarınızı ayarlayacaksınız o zaman ancak sizin hastalığınız geçer şifa bulursunuz, diye de buyurmuştur, bakınız bizim yaptığımız bu işlere gülmezler mi? Kahkaha atmazlar mı? Biz de kalkıp, bu ilâç reçetesindeki ilâcı kullanmak yerine, reçeteyi beze, mumlu muşambaya tutarak boynumuza asmışız veya yıkayıp da elde edilen suyu reçetedeki ilâç yerine içmeğe kalkmışız. Yani reçetede yazılan ilâcı kullanmıyoruz. Şimdi bize gülerler mi, gülmezler mi? MevdudiZamanımızda İnsanların Aşağılık Duruma Düşmelerinin Sebebi Ne ?
May 27 Irak İslam DevletiIrak İslam Devleti Savaş Bakanlığı Rahman ve Rahim Olan Allah'ın Adıyla Hamd en merhametli olan ve alemleri ayakta tutan Allah'adır. Salat ve selam peygamberimiz Muhammed'in, ailesinin ve onun ashabının üzerine olsun. Yüce Allah buyuruyor ki: "Sizler de onlara karşı gücünüzün yettiği her çeşit kuvvetten savaş için beslenen atlardan hazırlayın; onunla hem Allah'ın düşmanı hem sizin düşmanınızı, hem de sizin bilmediğinizi fakat Allah'ın bildiği diğer düşmanlarınızı korkutursunuz. Allah yolunda her ne harcarsanız mükâfatı size tamamen ödenir ve hiç zarara uğramazsınız." Ümmetimize savaş bakanlığının harp teknikleri hususunda son derece uzman, yetişmiş özel taburlar oluşturduğunu müjdeleriz. Bu taburların görevleri aşağıda sıralanmıştır: 1. Düşmanın Anbar'da, Musul'da, Diyala'da ve diğer vilayetlerdeki üslerini vurmak. 2. Düşmanın arka hatlarında gedikler açmak. 3. Salim Zakum'un yok edildiği 'Parlamento Operasyonu'nda olduğu gibi düşmanı kalbinden yarmak 4. Hedefleri kaçırmak Allah'ın düşmanlarıyla, haça tapanlarla ve Mürtedlerle olan savaşımız bu günlerde zirve noktasına ulaşmıştır ve Irak İslam Devleti'nin askerleri Allah'ın yardımıyla onlarla savaşını sürdürmektedir. Ey İslam Ümmeti! Dualarınızda Irak İslam Devleti'ni unutmayınız. Ey Allah'ım! Kindar şiileri, siyonist haçlıları ve onların destekçilerini yok et. Onların gereçlerini müslümanlara ganimet et. Ey Allah'ım! Onları yok et… Ey Allah'ım! Gök Sen'in göğündür, arz Sen'in arzındır ve deniz Sen'in denizindir. Ey Allah'ım! Onların gökyüzündeki uçaklarını düşür, onların arzdaki güçlerini yok et ve onların denizlerdeki gemilerini batır… Ey Allah'ım! Firavun'a ve kavmine yaptığın gibi onlara misilleme yap ve onlara eza ver. Ey Allah'ım! Onların memleketlerine sel taşkınları ver, onlara fakirlik ver, açlık ver ve onları küçült, Ey Allah'ım! Onları hezimete uğrat, yok et, Sen kaviysin, azizsin. Allah En Büyüktür! "İzzet; Allah'ın, Rasulü'nün ve Mü'minlerindir. Fakat Münafıklar bilmezler!" [Münafikun: 8] Enformasyon Bakanlığı Irak İslam Devleti'ndeki KardeşlerineEnsar Es-Sünne Ordusu'ndan (Sünnetin Destekçileri Ordusu) Rahman ve Rahim Olan Allah'ın Adıyla Hamdın tümü Allah'adır. Ve Allah'ın rahmeti Peygamberimizin, ailesinin ve ashabının üzerine olsun. Yüce Allah buyuruyor ki: "Allah yolunda savaş! Sen ancak kendi yaptığından sorumlusun. Müminleri de savaşa teşvik et. Umulur ki, Allah kâfirlerin gücünü kırar. Hiç şüphesiz ki Allah kuvvet ve kudretçe çok daha güçlü ve cezası daha çetindir." [Nisa: 84] Irak'ta başardıklarınızdan Dünyadaki her sevgili müslümanın hoşnut olduğu gibi bizler de memnunuz, ki sizler; arka arkaya düşmanı yaraladığınız ve şaşırttığınız yeşil bölgedeki mübarek parlamento operasyonundan, üç haçlı askeri esir ettiğiniz operasyona ve ardı sıra Musul ve diğer yerlere kadar mübarek operasyonlar gerçekleştirdiniz. Sizleri yaptığınız bu kahramanca operasyonlardan dolayı kutluyor ve yüce Allah'tan sizlere kafir düşmanı alt etmeniz ve Allah'ın dinine yardım etmeniz için düzenleyeceğiniz operasyonlarda başarı vermesini niyaz ediyoruz. Ayrıca sizlerin resmi sözcünüz Şeyh el-Caburi kardeşin şehadetini tebrik ederiz, Allah onun ruhuna merhamet etsin ve onu cennette peygamberler ve inananlarla biraraya getirsin. Allah En Büyüktür! İzzet; Allah'ın, Rasulü'nün ve Mü'minlerindir! Medya Bölümü |
||||||||||||||||||||||
|
|