Sad's profileAllah’a hamd, mücahitler...PhotosBlogListsMore Tools Help

Allah’a hamd, mücahitlerin Efendisine (s.a.v.) salat ve selam olsun

Ey Islam davetcileri: Olum tutkunu olunuz ki size hayat bagislansin...Sehid Seyh Abdullah Yusuf Azzam

Windows Media Player

Sad

Photo 1 of 9

Feed

The owner hasn't specified a feed for this module yet.
by 
by 
by 
by 
by 
Ziyaret ettiğiniz için teşekkürler!
Please wait...
Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.
August 14

Cihad nedir?

Dort mezheb imami cihaddan maksadin Allah yolunda savasmak oldugu hususunda ittifak etmislerdir. Kalemle cihad veya dille cihad vb. seylerle cihad ser'i deyimle cihad degildir. Ser'i deyimle cihadin anlami; savasmaktir. Bu nedenle Peygamber Efendimiz (sav)e Allah yolunda cihad etmeye neyin denk olabilecegi soruldugunda o; "buna gucunuz yetmez" cevabini vermistir. Sayet cihad kalemle veya dille olsaydi buna guc yetirecekleri muhakkakti.

Evet, bir sahabe Rasulullah'a:

- "Ey Allah'in Rasulu Allah yolunda cihad etmeye ne denk olabilir" diye sormus, Rasulullah da:

- “Buna gucunuz yetmez, simdi sizden biriniz mucahid cihadindan donunceye kadar hic ayrilmadan namaz kilmaya ve arasini acmadan oruc tutmaya gucu yeter mi?" demistir. Orada bulunanlar:

- "Buna kimin gucu yetebilir ki" cevabini vermislerdir. Rasulullah da:

- "Iste mucahidin mukafati bunlari yapabileceklerin kazanacaklari mukafattir. Allah yolunda cihad eden kimse, mucahid cihaddan donunceye kadar acmadan oruc tutan, ara vermeden namaz kilan ve Rabbine ibadetle mesgul olan kimse gibidir" buyurmustur.

Biliyor musunuz bir kisim insanlar cihadi nasil tarif ediyorlar? Ona; nefis ile cihad diyorlar. Oruc tutmanin, namaz kilmanin nefis ile cihad oldugunu soyluyorlar. Sayet cihad bundan ibaret olsa idi nasil Rasulullah; insanlarin mucahidin aldigi sevaba guc yetiremeyeceklerini beyan etmis olurdu? Bu hususta soyle bir sozun hadis oldugunu naklederler: Rasulullah savastan dondukten sonra sahabelerine soyle demis: "Sizler hayirli ve ugurlu olarak dondunuz. Kucuk cihaddan buyuk cihada dondunuz. Dikkat edin bu da kisinin nefsine karsi cihad etmesidir." Bu soylenilen soz uydurma bir hadistir, asli ve astari yoktur. Cunku cihaddan maksat Allah yolunda savasmaktir. Simdi geliyor birileri asil cihada kucuk cihad diyor. Klimalar altinda oturmaksa nefs ile cihadmis ve buyuk cihadmis (!) Kebablar, kadayiflar, borek ve corek yemek mi buyuk cihad ? (!) Yoksa bombalarin, sarapnel parcalarinin altinda savasmak... Kardeslerin dedikleri gibi on gun karlar uzerinde yuruyup sogugun dehsetinden parmaklarinin dokulmesini isteyecek hale gelmek mi buyuk cihad? Sairin dedigi gibi;

Ey iki Harem kentte (Mekke, Medine) ibadet eden abid(!)

Sayet bizi gorecek olsan; Nasil ibadetle oynadigini cok iyi goreceksin!


Vallahi bunlar ibadet adina oynuyorlar! Muslumanlarin kutsal degerleri ayaklar altinda cignenirken, cocuklari bogazlanirken, yaslilar yakilarak oldurulurken, ulkeler isgal edilirken, mallar gasb edilip mukaddesatlar cignenirken; harameyni serifeyne komsu olmak, aziz ve celil olan Allah'in dini ile oynamaktir, oynamak (!)Simdi sen evine giren hirsizi, haniminin yataginda birak yandaki odaya gecip gece namazi kil(!)Boyle bir namaz sana lanet okur. Cunku sen hirsizi, irz ve namusuna saldirir halde birakiyor, yan odada Allah'a yalvarmaya girisiyorsun (!) Bu nasil bir dua ve nasil bir yalvarma. Yahut da onunde irzin cigneniyor, sen de Kur'an okuyorsun (!) Vallahi bu, aziz ve celil olan Allah'in dini ile oynamaktir, oynamak. Allah teala bu tur insanlari tasvir ederek soyle buyuruyor:"Onlar dinlerini bir oyun ve eglence edinmislerdir" (Maide, 57)Evet, oyun ve eglence! Simdi sen Abdulbasit Abdussamet'i veya Minsavi'yi Kur'an okuyusunu dinler zevk alirsin. Onu geriden takip etmek istersin. Bu sana buyuk bir haz verir. Sen bundan herhangi bir sikinti veya zorluk gorur musun? Hayir. Ayrica sen Kur'an'in tecvidini ogrenirsin. Her ayin sonunda da tesvik icin bin riyal veya daha fazla ucret alirsin. Ne kadar cuz ezberlersen o kadar riyal verilir sana. Kur'an'i bitirdiginde de ayri bir mukafat... Allah icin soyle. Bu mudur buyuk cihad, yoksa organlari parcalanip havaya dogru savrulan, gozleri kursunlarla delinen insanlarin yaptigi mi cihad?

Buna egitim cihadi diyorlar (!) Vakia asil cihad birakildi. Cihad olmayan seyler cihad addedildi. Aslinda Kur'an-i Kerim Allah yolunda sehid olma inancim ve k?firlerle savasma dusuncesini bu Musluman ummetinin kalbine yerlestirmistir. Bunun tezahuru Tebuk savasinda ve benzeri yerlerde gorulmustur. Bakiniz bu savasa 30 bin kisi katilmis, Muslumanlardan sadece uc kisi ki bunlar Kab bin Malik, Bilal bin Umeyye ve Mirara bin Rabi'dir. Evet bunlar cihada katilmamislardir. Bunlar egitim cihadi yaptiklari hesab edilerek mazur gorulmemislerdir (!) Bilakis muslumanlar bunlarla, Allah tealanin kendilerini af ettiklerini bildirmesine kadar tam 50 kusur gun iliskilerini kesmisler ve bunlara boykot uygulamislardir.

Kur'an-i Kerim mazeretsiz olarak cihada katilmayanlara ise bir daha boyle sanli bir ise katilmamalari yasagi getirmis ve soyle buyurmustur:

"Eger Allah bu cihaddan sonra tekrar seni geri kalan bu topluluga dondurur de onlar da seninle cihada cikmak icin izin isterlerse onlara sunu de: benimle beraber bir daha asla cihada cikmayacaksiniz ve dusmana karsi benimle beraber savasmayacaksiniz. Cunku ilk defasinda savasa cikmayip oturmayi istediniz. Simdi de geriye kalanlarla beraber oturun." (Tevbe, 83)

[Sehid Seyh Abdullah Azzam / Tevbe Suresinin Golgesinde Cihad Dersleri. Cilt:1]
        
 
 

Biz düşmanlarımıza karşı teröristiz.!

Bizler kitap ve sünnet teröristleriyiz. Doğuda batıda bilsin ki bizler teröristleriz.

Bizler korkutan kimselerizOnlara karşı gücünüzün yettiği kadar Allah'ın düşmanı ve sizin düşmanlarınızı ve bunların dışında Allah'ın bilip sizin bilmediklerinizi yıldırmak üzere kuvvet ve savaş atları hazırlayın. Enfal/60” Öyleyse Allah’ın dininde terörizmim farzdır!! (şehid şeyh Abdullah Azam(r.h)”

 

 

 

Biz düşmanlarımıza karşı teröristiz. Sahip olduğumuz ve gücümüzün yetiği bütün vesilelerle onları terörü ize etmeye azimliyiz. Onları aciz bırakacak, terör ize edecek ve korkutacak olan her vesileyi isteriz.. Allah’a tevekkül eder ve bu görevi layıkıyla yerine getirmeye çalışırız. Çünkü bu bizim üzerimizde farz hükmündedir.(şeyh Hamud Bin Ukla Essa )

 

O halde, dünya hayatı yerine âhireti alanlar, Al­lah yolunda savaşsınlar. Kim Allah yolunda savaşır, öl­dürülür veya galip gelirse, Biz ona büyük bir ecir verece­ğiz.(Nisa74)”

 

“Size ne oluyor da: “Rabbimiz! Bizi halkı zalim olan bu şehirden çıkar, katından bize bir sahip çıkan gön­der, katından bize bir yardımcı lütfet” diyen zavallı ço­cuklar, erkekler ve kadınlar uğrunda ve Allah yolunda sa­vaşmıyorsunuz?(Nisa75)”

 

 “İnananlar Allah yolunda savaşırlar, İnkâr eden­ler ise şeytan yolunda harp ederler. Şeytanın dostla­rıyla savaşın, esasen şeytanın hilesi zayıftır.(Nisa76)”

 

 “Kendisine: “Elinizi savaştan çekin, namaz kılın, zekât ve­rin” denenleri görmedin mi? Onlara savaş farz kılındığında, içlerinden birtakımı hemen, insanlardan Allah'tan korkar gibi, hattâ daha çok korkarlar ve Rabbimiz! Bize savaşı niçin farz kıldın, bizi yakın bir za­mana kadar tehir edemez miydin?” derler. Ey Muhammed, de ki: “Dünya geçimliği azdır, âhiret, Allah'a karşı gelmekten sakınan için hayırlıdır, size zerre kadar zulmedilmez.(Nisa77)”

 

 

Küfrün kökleri ancak kurşunla temizlenir. Hür kimse hiçbir zaman yönetimi kâfir ve asiye bırakmaz. Çokça kan akıtılmadan, sorumsuzun umursamazlığı yok edilemez.(Şeyh Usma Bin Laden)

 

     BİZİM SENİLE GÖRÜLECEK HESABIMIZ VAR EY AMERİKA!

 

                    SENDEN ALINACAK İNTİKAMIMIZ VAR!

 

SENİLE ASLA BİTMEYCEK VE ÇÖZÜMÜ ANCAK SENİN YERYÜZÜNDEN SİLİNMEN İLE HALLONUCAK BİR DÜŞMANLIĞIMIZ VAR.

 

        EY ALLAH’IN DÜŞMANI! EY ASRIN TAĞUTU!

 

EY ALLAH’TAN BAŞKA KENDİSNE İBADETTE BULUNAN AMERİKA!  HALKIMIZ HAÇLI VE SİYONİST ÇIKARLARINA HİZMET EDEN İŞBİRLİKÇİ KÂFİR TAĞUTLARDAN ÇOK ÇEKTİ.

 

 

 

 

 

 

  

August 10

Şeyh Ebu Ömer

Şeyh Ebu Ömer Al Bağdadi'den Durum Değerlendirmesi....
09/08/2007
 

بسم الله الرحمن الرحيم



Allah en şirin en merhametlinin adına

Hamd ve Övgü Allah'a dır C.C. Salat ve Selam Barış ve Rahmet Peygamberi Efendimiz S.A.V üzerine,ehli beyti üzerine,sahabesi üzerine,ensar üzerine ve kıyamete kadar ona tabi olanlar üzerine olsun.

Allah Teala Kuran-ı Kerimde buyurdu ki;

وَدُّوَاقْتُلُوهُمْ حَيْثُ وَجَدتَّمُوهُمْ وَلاَ تَتَّخِذُوا مِنْهُمْ وَلِيًّا وَلاَ نَصِيرًاوا لَوْ تَكْفُرُونَ كَمَا كَفَرُوا فَتَكُونُونَ سَوَاء فَلاَ تَتَّخِذُوا مِنْهُمْ أَوْلِيَاء حَتَّىَ يُهَاجِرُوا فِي سَبِيلِ اللّهِ فَإِن تَوَلَّوْا فَخُذُوهُمْ

"Kendileri küfre saptıkları gibi, sizin de sapmanızı isterler ki eşit olasınız. O yüzden onlar Allah yolunda hicret edinceye kadar onlardan dost edinmeyin; aldırmazlarsa bulunduğunuz yerde kendilerini yakalayıp öldürün ve onlardan ne bir dost, ne de bir yardımcı edinin!" Nisa 89     

 ve yine buyurdu ki;


يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ جَاهِدِ الْكُفَّارَ وَالْمُنَافِقِينَ وَاغْلُظْ عَلَيْهِمْ وَمَأْوَاهُمْ جَهَنَّمُ وَبِئْسَ الْمَصِيرُ

"Ey Peygamber, kâfirlerle ve münafıklarla savaş ve onlara kalın bulun (katı davran)! Onların varacakları yer cehennemdir. Ona gidiş de ne kötü gidiş!" Tahrim:9


Irakta İşgalci Kafirler referendum ve benzeri yalanlarla global imkansızlıklarını halka aktarmaya kalktılar.Bu insanlar kendi kurallarını kanunlarını,müslümanlar üzerinde uygulalatmak için referendum çalışması içerisindedirler..

O insanlar Allah c.c. dininden uzaklaşmışlardır,demokratikleşmek,yurtseverlik,vatandaş olmak Allah C.C. şeriatine karşı ortaya konulmuş bir dindir. Müslümanları bu gibi laflarla kandırarak dinlerinden döndürmeye ve onlar üzerinde zulüm uygulamaya çalışmaktadırlar. İşgalci Kafirlere destek veren her kim ve hangi cemaat olursa olsun Onlar ALLAH C.C. dininden uzaklaşmış Şeriat-ı ve İslamiyeti terketmiştir. Onlar ancak ve ancak dininden dönmüş mürtedler olmuşlardır.

Allah c.c. Kuran-ı Kerimde Buyurdu ki;

أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ يَزْعُمُونَ أَنَّهُمْ آمَنُوا بِمَا أُنزِلَ إِلَيْكَ وَمَا أُنزِلَ مِن قَبْلِكَ يُرِيدُونَ أَن يَتَحَاكَمُوا إِلَى الطَّاغُوتِ وَقَدْ أُمِرُوا أَن يَكْفُرُوا بِهِ وَيُرِيدُ الشَّيْطَانُ أَن يُضِلَّهُمْ ضَلاَلاً بَعِيدًا

"Bakmaz mısın; o hem sana indirilene, hem senden önce indirilene iman ettiklerini söyleyip gezen kimselere ki, o azgın şeytan tarafından muhakeme edilmelerini istiyorlar. Oysa onu emrolunmuşlardı. O şeytan da onları, bir daha dönemeyecekleri kadar uzak bir sapıklığa düşürmek istiyor" Nisa:60  ve yine buyurdu ki;

وَلَقَدْ بَعَثْنَا فِي كُلِّ أُمَّةٍ رَّسُولاً أَنِ اعْبُدُوا اللّهَ وَاجْتَنِبُوا الطَّاغُوتَ فَمِنْهُم مَّنْ هَدَى اللّهُ وَمِنْهُم مَّنْ حَقَّتْ عَلَيْهِ الضَّلالَةُ فَسِيرُوا فِي الأَرْضِ فَانظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّبِينَ

"Celâlim hakkı için biz, her ümmette «Allaha ibadet edin ve Tâguttan ictinab eyleyin» diye bir Resul ba'settik, sonra içlerinden kimine Allah hidayet nasîb etti, kiminin de üzerine dalâlet hakkoldu, şimdi Yer yüzünde bir gezin de bakın peygamberleri tekzib edenlerin akibeti nasıl oldu?"Nahl:36

Mürted Şia'nın hükümete katılmasının altında Sünni Müslümanları etkiseine almak ve onlara eziyet etmek amacı vardır. Onların hükümet içinde olmalarının sebebi ise takiye yaparak sözde İslami görünerek müslümanlara arsında fitne çıkarmak ve Müslümanları bölmek gayesi vardır. Onların amacı Irak'ta başlayan Kutsal Cihadı durdurmak ve müslümanları kendi gölgeleri altına lamaktır. Sırf bundan sebep müslümanları kandırmak için Cihad etmektedirler. Onlar hem cidah etmekte hemde Allah Kanunlarına aykırı olarak kurulan hükümet içinde etkinlik sağlamak için seçimlere girmektedirler. Bu şekilde hareket ederek te Ehli Sünne Vel Cemaa Mensuplarına karşı bizde cihad ediyoruz sizinle birliğiz yalanını söylemektedirler.Ama yanıldıkları bir nokta vardır ki o da Mücahidler Allah'ın izni ile Mürtedlerin niyetlerini bilmektedirler ve Onların oyunlarına düşmemişlerdir.

Elhamdulillah geçen günler içerisinde Allah o hainlerin gerçek niyetlerini günyüzüne çıkardı. Onların Realitelerindeki Dini İslamı ve Sünneti Resulu vesvese ve fitne ile nasıl çarpıttıklarını açıkladılar. O hainler'in Amman otellerinde ve Jeddah Şatolarında zalimlerle yaptıkları alışveriş halka ayan oldu. Bu planlar O Mürtedlerin müslümalar'ın zararına ve kötülüğüne düzenledikleri sözde cihad planlarıydı.

Bu planları ise çeşitli basamak ve detaylardan oluşmaktadır..

  •  Mürted Şia öncelikle İşgalci Kafirler ile birlikte hareket eden Münafık Maliki Hükümetini kuvvetlendirdi ve hükümet içerisine girerek kendisini güvenlik içine aldı. Mürted Şia bu hareketi ile Allah'ın Cihad emrini yerine getirmekte olan Mücahidleri fitne ile böldü ve cihad sınırlarının değişmesine sebep oldu.
  • Kendisini Müslüman olarak tanıttığından Ehli Sünne Vel Cemaa Müslümanlarının cihad sınırlarında oynama oldu ve özelliklede Modern İslamiyet gibi bir kavram ile birlikte Hizzb Al Iraki diye bir görüş ortaya atarak müslümanlar içerisinde fitne çıkardılar. Ve Ümmeti aldatmak için her türlü hileye başvurdular.
  • Ve Onlar Allah'ın kanunlarının dışında Parlamanto içerisinde yeni hukuk sistemleri kurdular. Onlar Ahkamı ve Sünneti yanlış yola sevketmeye çalıştılar.
  • Ve Cihadi Cemaatler içerisinde süzme yaparak sapık düşünceli bazı cemaatleri desteklediler.Hatta bu Cemaatler içerisinde bazıları Mürted Şiaya yardım etmeye onlara katılmaya başladı.O Cemaatleri kendileri adına ajan olarak kullanmaya mecbur ettiler ve o ajanlardan aldıkları bilgiler ile Bağdat ilinde ve diğer illerde İşgalci Kafir NATO kuvvetleri ile hareket ederek Mücahidler üzerine saldırdılar. O Mürted ŞİA Münafık hükümet ordusu içinde göbüllü asker olarak görev aldılar. O Mürted Rafiziler Allah'ın Kanunları gereği yaşamaya çalışan ve Cihad eden Ehli Sünne Müslümanlara karşı Münafık Irak Hükümet Ordusu ile birlikte çalışmaya başladılar.
  • Onalr sanki Allah'ın emtiymiş gibi Seçimlere katıldılar ve slogalnarında müslümanları kandırmak için ayet ve hadisler kullandılar. Çünkü onlar Rafidah taki düzenledikelri saldırılarda birçok müslümanı katletmişlerdi ve bunu unutturmak için bir müslüman havasına büründüler ve sapık görüşleri ve fitneleri ile Ehli Sünne arasında fitneler çıkardılar.Sözde hükümet içerisinde olarak Ahaliyi korumayı amaçladıklarını anlattılar ve bu konularda Selefi Metodu kullandılar. Iraktaki müslümanları Selefi ve Tarikat diye bölmeye çalıştılar. Cihadı ortadan kaldırmak üzere 3 ana madde üzerinde hareket ettiler... Bu hareket metodunda ilk olarak; Tüm Müslüman ülkelerde olduğu gibi Politik İslam oluşturma çabasına girdiler, İkinci Olarak,Globalizmi benimsemiş cemaatleri kuvvetlendirdiler, Üçüncü olarak,Ehli Sünne Cihadına katılan mücahidleri eleştirmeye başaldılar ve mücahidlerin Irak'ta istikrar istemedikleri ve müslümanlara zulüm uyguladıkları yalanını yaydılar.
  • Irak İslam Devleti Mücahidleri ile Ahalinin arasına fitne sokma girişiminde bulundular, Irak İslam Devleti Mücahidlerinin sadece müslümlar arasında bir zarar olduğunu ve Irak İslam Devleti Mücahidlerinin aslında sapık bir ideolji getirerek Irak'ta müslümanlara zulmedecek projeler peşinde olduğunu Ahaliye yaydılar. Özellikle de Irak İslam Devleti Emirliğinin herkesi kendi cemaatine uymak zorunda bıraktığını kendisine tabi olmayanlara karşıda cihad ilan ettiği yalanını yaydılar.Mücahidlerin para için müslümanları katlettiği görüntüsünü vermeye çalıştılar.
  • Münafık Irak Hükümet Ordusu içerisine yerleştirdikleri adamları ile sözde müslümanları yine kendilerinden olan Mürted Rafizi katliamlarından kurtardılar.. Sırf Irak Halkı kendilerine güvensin diye kendi askerlerine Irak halkını katlettirdiler ve kendi askerleri ile de katledilen halkı kurtardılar.Irak Halkı,kendi kontrollerindeki Maliki Hükümetini desteklesinler diye öncelikle halk üzerinde psikolojik baskı kurdular daha sonrada deteklemeyenleri öldürmeye başladılar, bunda da sözde müslümanları tekfir ederek Kuran ve Sünnet delilleri ile müslümanları kandırdılar.


Ama Allah'ın izni ile Ahali üzerine verdikleri zararlar ve katliamlar bitecektir. Mücahidlerin keskin operasyonları onları hayal kırıklığı içine attı. Onların kibirleri kırıldı.

Güçlerinin zayıfladığını bildiklerinden dolayı yine müslümanları kandırmaya çalışarak Hükümetten çekilme kararı aldılar ve çekildiler.

 Tüm bunlardan sebep Ey müslümanlar,Sizler Allah'a güvenin ve mücahid kardeşlerinizin jyanında olun,sabırla acıya ve eziyete tahammüş edin,Cihad yolunda ayaklarınız sabit olsun ve en önemlisi ne Allah c.c. kanunlarına ne de Allah Resulunun Sünnetine ihanet etmeyin.

Allah kendine inananlara yardım edendir. Bunu unutmayın...

İzzet; Allah'ın, Rasulü'nün ve Mü'minlerindir. Fakat Münafıklar bilmezler!" [Münafikun: 8]


Bilgi bakanlığı
Irak 'ın Müslümanlığa ait halı
21 Rajab 1428
Ağustos 5 , 2007

 
August 07

Akidede Takiyye

Akidede Takiyye ve Hakkı Gizlemek Caiz Değildir!

Seyyid Kutub -Allah'ın rahmeti üzerine olsun- mevcut yönetimden sorulduğunda, yönetimin kâfir olduğunu söyler. Bazı öğrencileri Seyyid Kutub'a: "Boynun cellâtların elinde, idamla yargılanırken, mahkemenin önünde neden bu derece açık bir üslupla konuştun?" diye sorduklarında, "iki sebepten dolayı" der. "Birinci sebep: Bize akide konusundan soruldu. Akaid -inanç- meselelerinde takiyye yapmak ya da hakkı gizlemek veya temvih'te bulunmak caiz değildir. Temvih; bir kimseye; "yönetim hakkındaki görüşün nedir?" denilmesi, onun da; "vallahi, Allah'a hamd olsun iyiyim," manasında iyidir ya da "yönetimde bazı iyi insanlar vardır" şeklinde takiyye yaparak cevap vermesidir. Akide meselelerinde hakkı gizlemek veya bu şekilde temvihte bulunmak caiz değildir."

Ahmed bin Hanbel'in konumuyla bir başkasının konumu arasında çok fark vardır. İslâm ulemasından birine -İmam Safi olduğu rivayet edilmektedir- Kur'an-ı Kerim hakkında ne dersin? Mahlûk mudur, değil midir? Diye sorulduğunda: "Tevrat, Zebur, İncil ve Kur'an'ı parmağıyla işaret ederek "işte bu dördü mahlûktur" der. Bu âlim ifadesinde takiyye yaparak Kur'an'ın değil, parmaklarının mahlûk olduğunu kastetmiştir. Mervezi şöyle demekte: "İmam Ahmed bin Hanbel'in yanına girdim. Onu kırbaçlamışlardı. Ben de: “Ya Ahmed, Yüce Allah "Kendi nefislerinizi öldürmeyin" buyurmakta (takiyye yaparak istediklerini söylemezsen) bunlar seni öldürecekler" dedim. Bunun üzerine bana: "Ya Mervezi! Zindanın dışına çık ve bak ne göreceksin? Sonra yanıma gel" dedi. Ben de zindanın dışına çıktım. Yığınlarca insan birikmişti. Hepsinin elinde kâğıt ve kalem vardı. Onlara; "niçin bu şekilde toplandınız," diye sorduğumda bana: "İmam Ahmed bin Hanbel'in cevabını bekliyoruz" dediler. Daha sonra, zindana geri döndüm ve gördüklerimi İmam Ahmed'e anlattım. Bunun üzerine İmam Ahmed bana: "Ya Mervezi! Ölüm, bana bu insanları aldatmaktan daha sevimlidir" dedi."

Seyyid Kutup da böyle diyordu. Akide'de takiyye caiz değildir. Lider konumunda bulunan, insanların peşinden gittiği kimseler için takiyye yapmak caiz değildir. Cahiliyyenin öğretilerini, ya da sosyalizmi ve kavmiyetçiliği ikrar etmesi caiz değildir. Bu tür konularda takiyye yapmak kendisine tabi olunan kimseler için lider statüsündekiler için değil, mukallid konumundaki avam halk tabakası için caizdir. "Kalbi iman ile dopdolu olduğu halde küfre zorlanan müstesna..." (Nahl, 106) Bu hüküm taklit edilen, tabi olunan için değil, taklid eden, tabi olan için geçerlidir. Ammar bin Yasir hadisesinde olduğu gibi. Şüphesiz Ammar bin Yasir tabi olandır. Hiç, Allah Rasulü (sav)'nün Ammar'ın yaptığını yapması caiz olur mu?

İnsanlar için örnek alman durumuna gelmiş hiçbir genç için de aynı şekilde küfür kelimesini konuşmak ve takiyye yapmak caiz değildir. "Kalbi iman ile dopdolu olduğu halde küfre zorlanan kimse müstesna" âyet-i kerimesiyle amel etmek bu konumdaki kimseler için caiz olmaz.

Seyyid Kutub'a şöyle diyorlardı: "Hiç olmazsa idamının kalkması için gel" (devlet başkanından özür dilediği ya da hiç olmazsa ona bir nezaket ziyareti yaptığı takdirde hakkındaki idam kararının kaldırılacağı söyleniyordu). Seyyid Kutub'un bunlara cevabı ise şu oluyordu: "Namazda yüce Allah'ın vahdaniyetine şahadet eden bu parmağım, tağutun hükmünü onaylayan tek harf dahi yazmayı red etmektedir. Tağuttan neden af dileyeyim. Eğer ben hak ile mahkûm edilmişsem, hakkın hükmüne razıyım. Yok, eğer, batılla mahkûm edilmişsem, ben batıldan af dileyecek kadar alçalamam."

Bu net tavır ve İslâmî metodlarla yığınlar etkilenmekte, nesiller İslâm'a yönelmekte, gençler bu İslâm'i şahsiyetleri taklit etmekte, önderler edinmektedirler. Ne idüğü bilinmeyen, önüyle arkasını ayırt edemeyen ve insanları neye çağırdığının farkında olmayan insanlar nasıl taklit edilebilir? Her gün bir renge bürünen, bir gün bir yöneticinin, diğer bir gün başka bir yöneticinin yanında yer alan, bugün bu yetkiliyle yarın şu yetkiliyle bulunan ve onların yanından çıkmayan âlim(!)ler nasıl taklid edilebilir, nasıl önder alınabilirler? Bu kimseler önceki ve sonraki tüm âlimlerin ilmini bilseler, tüm ilmi metinleri, şerhleri, talik ve senetleri ezberleseler dahi insanlar bunları nasıl taklid edipte, peşlerinden gidebilir? Allah aşkına söyleyin! Sizlerden hiç Kârim el-Anadoli'nin mahkemedeki savunmasını işiten var mıdır? Bu küçük savunma metni, on asır, belki de daha fazla süreyle nesillerde etkisini bırakmaya devam edecektir. Bu tesir el-Ezher âlimlerinin on asırlık teliflerinden, yazdıkları eserlerden daha fazladır.

Gerçekten ben bu savunmayı her işittiğimde sarsılıyorum. Bir genç mahkemenin karşısında duruyor ve bu derece net bir tavırla mahkemeye hakkı haykırabiliyordu. Bu, askerî mahkemedeki sıradan bir dava değildir. Salih Seriyye'nin ya da Kârim Anadoli'nin davası da değildir. Bu uğrunda kurbanların verildiği İslâm'ın davasıdır. Bu Ahmed bin Hanbel'in, İzz bin Abdusselam'ın, Hasan el-Benna'nın, Seyyid Kutub'un uğrunda kurban verildiği İslâm davasıdır.

Ben, Kârim el-Anadoli'nin savunmasından daha kuvvetlisini işitmedim. Bu genç şehid edildi. Evet, Kârim Anadoli gitti fakat onun ifadeleri, kelimeleri hâlâ zihinlerimizde tekrarlanmaktadır. Kârim el-Anadoli bende bütün el-Ezher ulemasından daha çok etki ve tesir bırakmıştır. Ben de el-Ezher'in hocalarındanım. Doktoramı orada yaptım.

Sizleri yeryüzünün bütün meşayıhları mı yoksa Halid el-İslâmbuli mi daha çok etkilemiştir. Halid..!

İslâm ancak bunun gibi örneklerle zafer bulur. Ey kardeşlerim! Kurbansız zafer olmaz. Mantıklarla, söz oyunlarıyla, aldatmacalarla, dalalet ehli kimselerin yanlarında yer almalarla, takiyye ve istihbarat birimlerine gülümser simalar göstermekle İslâm davasında zafere ulaşılmaz.

şehid r.a Abdullah Azzam.
 
June 14

İstişad

"İntihar" değil "İstişhad"

09 Eylül 2005 - 23:00:00
Yok "intihar komandosu", yok "intihar eylemi", vesaire...
Filistin'deki İstişhad operasyonları ve o operasyonların müsteşhidleri için Türkiye medyası bu türden nitelemeler kullanıyor.
Sadece malum medya değil, onun dışındaki duyarlı medyada da bu türden yanlış anlamaya açık bir dil sorunu yaşanıyor. Bu en azından istişhad operasyonlarında hayatlarını feda eden Filistinlilerin hatırasına hakarettir.
Çünkü bu gençlerin hemene hepsi de "intihar"ın haram olduğuna inanan, islam'ın temel esaslarını bilen, bu haberleri çala kalem yazanları İslami bilgi açısından ceplerinden çıkaracak kadar iyi bir donanıma sahip olan gençler...
Onların İslami bilgi dağarcığı konusunda bir fikir verir diye söyleyeyim: İlkokul mezunu bir Filistinli'nin Kur'an'î bilgisi, Türkiye'deki vasat bir imamın fersah fersah ötesindedir. Yine aynı kişi, daha çocuk yaşta, asgari 300 hadislik bir dağarcığa sahip olur. Bu aldıkları eğitimin doğal sonucudur.
Peki, bütün bunlara rağmen, hayatlarını imanlarına şahit kılmak için çok az insanın becerebileceği bir fedakarlık sergileyen bu gençlere "intihar komandosu" olarak nitelemek, en azından onların inançlarına "Fransız kalmak" olmaz mı?
Bir kere onlar, topraklarını işgal eden, canlarına kasteden, mallarına ve kutsal tüm değerlerine tecavüz eden saldırgan ve zalim bir güce karşı mazlumiyeti, mağduriyeti, hakkı ve fedakarlığı temsil ediyorlar...
Onlara dil uzatanlara sorulacak tek soru var:
"Siz hiç öldünüz mü?.."
Türk-Yunan savaşında düşman cephaneliğine gizlice dalıp havaya uçuran ve bu arada kendi canını da feda eden Küçük Ali'lerin, Zeyno'ların yaptığı neydi? Onlara "intihar ettiler" diyebilir miyiz?
İstişhad, "şehadete davetiye çıkarmak", "kendi kendini şehid etmek" anlamına gelir. Yani "şahid olacağını bile bile, ölüme gitmektir".
İntihar İslam'da cezayı, şehadet ise ödülü getiren bir eylemdir. İstişhad ise, ödülü getiren şehadet eyleminin, en zor olanıdır.
Peki, mukaddeslerini canları pahasına savunan Filistinli gençlerin bu eylemlerini, şu ayetle nasıl telif edebiliriz
"Kendi kendinizi öz ellerinizle tehlikeye atmayınız." (2.195)
Bu ayet, daha o zamandan yanlış anlaşılmış ayetlerden biridir.
Bu ayetin tefsiri sadedinde Tirmizi ve Ebu Davud'un naklettikleri şu olaya bakın:
Emevi hanedanı döneminde Abdurrahman b. Velid komutasında bir islam ordusu Konstantiniyye (İstanbul) üzerine bir sefer düzenledi. Sahabeden hayatta olanlar ve onlardan biri olan Ebu Eyyüb el-Ensari de ordudaydı. İşte bu savaş sırasında müslüman ordusundan bir kahraman kaleye sırtını dayamış olan Rum ordusuna karşı tek başına taarruza geçti. Bu sonucu mutlak ölüm olan bir saldırıydı. Ve tabi ki o zat şehid oldu. Bu durumu gören müslümanlar içerisinden kimileri bu ayeti okuyarak "Vah vah! Kendisini elleriyle tehlikeye attı!" dediler. Orada olan Ebu Eyyub el-Ensari, bu yanlışa anında müdahale ederek dedi ki: "Ey müslümanlar, bu ayet biz Ensar hakkında indi. Allah, Rasulüne fethi ve zaferi ihsan ettiği zaman, biz artık işimize gücümüze bakıp, malımız melalimizle uğraşalım demiştik. Allah işte o zaman bu ayeti indirdi. "kendini tehlikeye atmak" demek, mal sevdasıyla cihadı/mücadeleyi terk etmektir." (Tüm tefsirler)
Bizans surları önünde kendini feda eden ilk nesle mensup o müslümanla, İstişhad operasyonlarında can veren Filistinli gençler arasında hiçbir fark yok.
June 05

Mevdudi

Kuran’a Karşı Bizim Davranışımız

Ey Müslüman kardeşlerim! Dünya için bir talih eseri mi diyelim, bir İlâhi nimet mi diyelim, müslümanların elinde bulunan Kur'an-ı Ke­rim'in tamamen Allah Kelâmı olarak mahfuz kalmış olması ve her ce­şit tahrifattan, değiştirmelerden pâk ve temiz bulunmasıdır. Hak Te­âla'nın kendi Hak Resulû'na (as) vahy ile göndermiş olduğu kelam. aynen, harfi harfine, noktası noktasına, herekesi herekesine, hiç bir değişikliğe ve bozulmağa maruz kalmadan, biz müslümanların eli­ne ulaşmıştır. Fakat dünyada şimdiki zamanda ve hatta bundan ev­velki çağlarda da bir hayli talihsiz ve nasibsiz müslümanlar vardır ve gelip geçmişlerdir. Bu müslümanlar Allah'ın kelâmını aynen kelimesi kelimesine, hiç bir değişikliğe maruz kalmadan, ellerine geçirmişler­dir. Ellerinde bulunan bu kitabın binlerce, saymakla bitmeyen, haddi hesabı olmayan nimet ve bereketinden de mahrum kalmışlardır. Kur'an-ı Kerim, kendilerine şunun için gönderilmiştir ki, bu kitabı oku­sunlar, anlasınlar bu kitabın bildirdiği gösterdiği yoldan gitsinler bu kitabın isteği üzerine amel eylesinler, işlerini buna göre tanzim kılsın­lar, yaşayış yollarını buna göre çizsinler yaşayışlarının her sahasında bu kitabı önder bilip, buna göre işlerini düzene koysunlar. Kur'an-ı Ke­rim, müslümanlara kuvvet ve kudret vermek için. müslümanları yük­seltmek için gelmiştir. Kur'an-ı Kerim, insan ferdlerini yer yüzünde Hakk'ın hakiki halifesi kılmıştır. Tarih de şahiddir ki bu halifeler Kur'an'ın gösterdiği hidayet yolunu tutup gittikleri müddetçe, hakikaten dünyanın önderliğini, dünyanın rehberliğini dünya milletlerinin yöne­ticiliğini ellerinde bulundurmamalardı. Fakat ne yazık ki, şimdi Kur'an-ı Kerim'i ellerinde bulunduranlar için aşağıda söyleyeceğimiz hu­suslardan başka bir işe yaramamaktadır.

Kur'an, bu kitabı, evin bir rafına, bir köşesinde yüksek­çe bir yere yerleştirirler, yahut da cüz' içine koyup da bir ta­rafa asarlar ki, cinler periler, kötü ruhlar gelip de evi basma­sınlar, ev halkına kötülük etmesinler. Yani cinler ve bunun gi­bi nesnelerden korunmak için kullanılır. Yahut da Kur'an-ı Kerim'in âyet-i celilelerini bir kâğıda yazıp boyunlarına asarlar, veya safranla yahut da benzeri kâselere yazıp yıkayıp içerler. Veya, ne dendiğini ne söylendiğini hiç de bilmeden, hiç anlamadan, bir kaç ayet, bir kaç cüz' ezberlerler, papağan gibi anlamadan tekrar tekrar okurlar da geçerler ve bundan da sevap kazandıklarını anlarlar. Bunları ve bu gibi şeylerin hepsini de yaparlar, hepsine de inanırlar; ancak şuna inanmak istemezler ki Kur'an-ı Kerim, hayatta ve yaşayışta bir örnek, bir hidayet rehberi olsun diye gönderilmiştir! Bu bedbaht kimseler şunu da sormazlar ve sormak külfetine de katlanmak islemezler ki, acaba kendilerinin inançları, akideleri neler olmalıdır ve nelere inan­maları lâzım geliyor? Kendilerinin tutmuş oldukları işler, ameller nedir ve neler olmalıdır? Kendilerinin ahlâkı, davranışları nelerdir ve neler olması icab eder? Alış verişleri nasıldır? Ne durumdadır? Dostluk ve­ya düşmanlık hususunda Hak Teâla'nın göstermiş bulunduğu yoldan mı giderler, yoksa kendi bildiklerini mi okurlar? Yine şunu da bilmezler ve öğrenmek istemezler ki bunların diğer Hak kullarına ve kendi nefislerine karşı vazife ve hakları nelerdir? Acaba, bunlar bu hakları hakkıyla ödeyebiliyorlar mı? Bu vazifelerini yerine getiriyorlar mı? Düşünürler mi ki, acaba kendileri için hak nedir? Batıl nedir? itaat et­mek boyun eğmek ne demektir? İtaatsiz olmak boyun kaçırmak da ne­dir? Şunu da yine bilmezler ve bilmek de islemezler ki bizim kimlerle yakınlığımız olmalıdır? Kimlerden uzak kalmamız icab eder? Bizim dostlarımız kimlerdir? Düşmanlarımız da yine kimlerdir? Bizim için hürmet ve izzet, kuvvet ve kudret elde eylemek zorunda neler yap­mak gerekir? Mezellete düşmemize, alçak duruma geçmemize sebep nedir ve nelerdir. Bizim menfaatimiz nelerden ibarettir. Zararlarımı­zın sebebleri ise nelerdir? Bu saydıklarımızın hepsinin cevabını, müslümanlar bir zamanlar Kur'an-ı Kerim'den arayıp da bulurlardı? Ne ya­zık ki. şimdi, bu kitabı bırakmışlardır kendi keyiflerine tabi olmuşlardır. Bu kadar da değil, kâfir ve müşrik, sapıkların yolunu tutmuşlar, şaşır­mışların, garazkar kimselerin peşine takılmışlardır, kendi nefislerinin şeytanına uymuşlardır, yukarıdaki lüzumlu soruların cevaplarını nefislerindeki bu şeytandan sorup öğreniyorlar, bu Şeytan'ın gösterdiği yo­lu tutup, o yoldan yürüyorlar. Bunun için Hakk'ı bir tarafa bırakıp, Batılın peşine takılmışlardır. Sonuç bunun hükmünce hareket ediyor­lardır. İşte bunun neticesi de şu olmuştur, görüyoruz: Hindistan'ın hâlini, Çin'i, Cava'yı Filistin ve Suriye'yi, El-Cezayir ve Fas'ı ve diğer ül­keleri. İşte her tarafta da yapılanların cezası meydanda. Kur'an-ı Ke­rim, hayır kaynağıdır. Sizin için istediğiniz gibi dilediğiniz gibi hayır bereket ihsan eder. Siz de bu Mübarek kitabı alıp, yok bilmem cinle­ri perileri, gul yabanileri kaçırmak için, yahut da sıtmaya yakalanmış bulunan kimsenin sıtmasını durdurmak yolunda veya herhangi bir şekilde adliyede bir davayı kazanmak, yahut da resmi makamlarda bir iş elde eylemek, ve yine, üç kuruşluk bir dairede iki para maaşla iş elde eylemek babında kullanmağa kalkarsınız? Bu muazzam Kur'­an-ı Kerim'i böyle değersiz, ucuz, ehemmiyetsiz aşağılık ve alçak is­teklere âlet kılarsınız? Eğer bir kimse hakikatle inanarak yer yüzü­nün hakimiyetini, arş-ı İlâhiye kadar, ulaşmağı Kur'an-t Kerim'den dilemiş olsa, ve dileğini anlayarak bilerek samimiyetle hakkiyle yapa­bilse mutlaka elde edecektir diyebiliriz. Siz ne yapıyorsunuz. Kendi kabınıza sığdırabildiğiniz kadar, koca denizden bir kaç damla su is­temektesiniz. Halbuki, siz böyle su istemesinin yolunu usulünü bilse­niz ve hakkıyla bunu isteseniz Deniz sizin için, nehirler ve ırmaklar dolusu dahi vermeğe hazırdır.

Muhterem Kardeşlerim. Biz müslümanlar arasında, Allahü Teâla'nın bu kitabına karşı yapılan zulüm ve haksızlıklar, gülünecek kadar acayip ve şaşılacak kadar garibedir. Başka bir kimsenin böyle yap­tığını uzaktan görürsek, katıla katıla güler, göbeğimiz çatlayıncaya kadar da kendimizi gülmekten alı koyamayız. Adamcağızın bu halini görünce hemen «Delirmiştir, tımarhaneye gitmesi icab eder» demek­ten de kendimizi alıkoyamayız. Şimdi söyleyin bakalım. Bir hekim hastasına bir ilaç reçetesi yazıp verdi. Bu reçetede yazılı ilâçları kullanacaksın diye de bildirdi. Bu adam ne yapacak. Reçeteyi, yeşil paçavraya sarıp, muşambaya tutacak boynuna mı asacak. Ya­hut da reçeteyi safranlı suda yıkayacak yıkanan suyu mu içecek? Şimdi siz böyle yapan kimseye ne diyeceksiniz? Acaba siz böyle biri­sini görürseniz onun bu hâline gülmeyecek misiniz? Siz böyle bir kim­seye, «Ahmak», Budala, Anlamaz, Avanak demez misiniz? Şimdi ge­lelim bakalım biz ne yapıyoruz? Hekimlerin hekimi, en büyük hekim bizim hastalıklarımızın nelerden ibaret olduğunu bilmiştir, keşf etmiş­tir, kendi şifa ve rahmeti ile bizler için eşsiz ve paha biçilmez bir ilâç reçetesi göndermiştir, bu ilâç reçetesine göre hareket edeceksiniz, buna göre davranışlarınızı ayarlayacaksınız o zaman ancak sizin has­talığınız geçer şifa bulursunuz, diye de buyurmuştur, bakınız bizim yaptığımız bu işlere gülmezler mi? Kahkaha atmazlar mı? Biz de kal­kıp, bu ilâç reçetesindeki ilâcı kullanmak yerine, reçeteyi beze, mum­lu muşambaya tutarak boynumuza asmışız veya yıkayıp da elde edilen suyu reçetedeki ilâç yerine içmeğe kalkmışız. Yani reçetede ya­zılan ilâcı kullanmıyoruz. Şimdi bize gülerler mi, gülmezler mi?

June 03

Uvaddiukum

 

Mevdudi

Zamanımızda İnsanların Aşağılık Duruma Düşmelerinin Sebebi Ne ?

Kardeşlerim! Siz kendi kendinize «Müslüman» diyorsunuz. Siz şuna da iman etmiş bulunuyorsunuz ki, Hak Teâla, müslüman kimse­lere rahmet nazil kılmaktadır, Fakat biraz gözünüzü açın. Biraz dü­şünün. Acaba bugün de öyle midir? Hak Teâla'nın rahmeti sizin üze­rinize nazil olmakta mıdır? Ahirette ne olacağını da şimdi değil, daha sonra göreceksiniz.

Fakat şimdi gelin de bu dünyadaki, içinde bulun­duğumuz dünyaya bir kere göz atalım. İşte şu Hindistan ülkesin­de siz aşağı yukarı 90 milyon kadar insansınız. Sizin sayınız o kadar çoktur ki birisi kalkıp da eline bir tarak alsa, saç tarasa taradığı saç­lar kadar çoksunuz. Fakat bakınız işte, bu kadar çok müslümanın bir arada bulunduğu bir ülkede hâlâ size kâfirler tahakküm etmekte­dirler. Siz kâfir bir hükümetin idaresi altında bulunuyorsunuz. İşte bir avuç hâkim, kâfir unsur, sizi istedikleri gibi yöneltiyorlar, istedikleri tarafa çekip götürüyorlar. Siz başlarınızı, hani Allah’tan başkasının karşısında eğilmeyecek olan başlar, şimdi insanların karşısında eğil­mekte ve boyun bükmektesiniz. Bir zamanlar, sizin haysiyet ve şerefinize kimsenin el uzatmağa cesaret edemediği izzet ve şerefiniz, bakınız, topraklarla aynı seviyeye gelmiştir. Topraklara dökülmüştür. Hani hep ve her zaman yüksek olan sizin eliniz, şimdi o kadar alçal­mıştır ki, kâfirlerin karşısında bir kaç para dilenmek için açılmakta­dır. Cahillik, parasızlık, iflâs borçluluk her yerde sizi zelil ve aşağılık kılmıştır. Ne demek? Acaba, Allah'ın rahmeti bu demek midir? Al­lah Rahmeti böyle mi olur? Bu demek, rahmet değil, Allah'ın kahrının ta kendisidir. Bu da nasıl bir söz, hem müslüman hem de Al­lah'ın kahrına uğramış olsun? Müslüman bu kadar zelil olsun? Müs­lüman, gayr-ı müslime köle olsun? Bu imkânı olmayan bir şeydir. Bir şey hem aynı zamanda beyaz olacak hem de siyah olacak? Bu da ne demekmiş?

 

 Mademki müslüman, Allahu Teâla'nın sevdiği kimse­dir, Allah'ın sevdiği bu klmse neden dünyada bu kadar zelil ve alçak duruma düşsün? Naûzu billah, acaba bizim Allahımız Zâlim midir? Onun hakkını tanıyan, O'na itaat eden kimseleri, getirip de itaat et­meyen, boyun eğmeyen kimselerin tahakkümü altına versin? Bu şe­kilde de sizi, itaat ettiniz diye cezalandırsın mı? Eğer siz, Hak Teâ­la'nın zalim olmadığına imanınız varsa, gerçekten de Hak Teâla'ya inanıyor ve ona itaat ediyorsanız, şunu da biliyorsanız ki, Allah'a itaat etmenin karşılığı mezellet ve alçaklığa düşmek değildir, o zaman şu­nu da bilmeniz icab eder ki, sizin müslüman olduğunuz iddianızda her ne şekilde olursa olsun bir yanlışlık, bir hata vardır.

 

Demek ki siz, hakiki ve iyi müslüman değilsiniz. Sizin müslümanlığınız ancak resmi ve hükümet evrakında kayıtlı olan müslümanlıktan başka bir müslümanlık değildir, işte orada hâkim unsur, kâğıtları tanzim ederken si­zin adınızın yanı başına da bir müslümandır kelimesi ekler. Acaba Hak Teâla, İngiliz hükümetinin resmi devlet defterleri ve verdiği vesi­kalarla mı hüküm verecektir ki, bu vesikalarda sizin isminiz müslü­man diye kayd edile. Hak Teâla'nın defteri, senedi vesikası yazısı he­sabı kitabı başkadır. Siz çalışmalısınız ki, o defterde, o sened ve vesikada sizin isminiz müslüman yazılmış ola. Sizin isminizin yanı ba­şına Allahü Teâla'ya itaat eden kul diye yazıla, itaat etmeyen me­yanında yazılmaya.

Hak Teâla size kendi kitabını göndermiş bulunuyor. Siz bu kita­bı okuyacaksınız, kendi Sahibinizin kim olduğunu öğrenecek tanıya­caksınız. Ona karşı nasıl itaat edilir, nasıl kulluk yolu tutulur diye bi­leceksiniz. Acaba siz şimdiye kadar böyle bir işe giriştiniz miydi? Sizi yaratan'ın kim olduğunu, sizin sahibinizin kim bulunduğunu öğrenmek için çalıştınız mıydı? Hak Teâla'nın size indirmiş bulunduğunu bu ki­tabı okumağa, orada yazılanları öğrenmeğe gayret sarf ettiniz miy­di? Hak Teâla, kendi Peygamberini size göndermiştir. Bu Peygam­ber de size müslüman olmanın yolunu göstermiş, size öğretmiştir. Nasıl müslüman olunur diye de göstermiştir. Acaba siz şimdiye ka­dar, bu Peygamber'in neler öğrettiğini, neler tâlim ettiğini bilmek için çalıştınız mı? Bu peygamber size neler öğretti. İlk önce dünyada da ahirette de şeref ve onur elde etmenin yolunu öğretti. Acaba siz bu yolu öğrendiniz mi? Öğrendiniz ise, bu yoldan yürüdünüz mü? Hak Teâla açık açık size şunu da bildirmiştir ki, insan hangi işi tutarsa, dünyada da ahirette de izzet ve şeref kasb eder, hangi işi tutarsa dün­yada da ahirette de mezellete ve alçaklığa düşer. Acaba siz alçaklı­ğa, mezellete götürecek olan işlerden sakınıyor musunuz?

 

Söyleyin bakalım, buna ne cevap verebilirsiniz? Eğer siz şuna da inanıyor­sanız ki, siz ne Allahü Teâla'nın gösterdiği ve Peygamberinin bildiği yoldan gitmiyorsanız, o zaman artık ne diye müslümanlık iddiasına kalkar da biz müslümanız dersiniz. Hele bir de üstelik müslüman­lık ecrini ve mükâfatını istemeğe kalkarsınız? İşte sizin eciriniz de sizin müslümanlığınız gibi verilir. Nasıl siz buçuklu müslümansınız ecriniz de böyle ödenecektir. Dünyada da sizin ecriniz böyledir ahi­rette de böyle ecir alacaksınız.

Ben daha önce de bilirdim: Müslüman ile kâfir arasındaki fark ancak ilim ve amel iledir. Bundan başka bir fark yoktur. Bir kimse­nin müslümanım diyen kimsenin bilgisi ve davranışı (İlim ve ameli) kâfirin ilim ve ameli gibi ise, bu adam kendi kendisine müslümanım demekle tam manasıyla bir yalancıdır. Kâfir, Kur'ânı Kerim'i okumaz, okumamıştır da. Kur'an-ı Kerim'de neler yazılı olduğunu da bilmez. Bilmek için de çalışmamıştır ve çalışmaz. Bir kimse acaba kendi ken­disine müslümanım der de Kur'an-ı Kerim'i okumaz ve anlamaz ise, bu adama nasıl müslüman denebilir? Kâfir şunu da bilmez ki. İslâm'ın Peygamberi, Sallallahü Aleyhi ve Sellem, neler buyurmuştur? Neler öğretmiştir? Neler talim ettirmiştir? Peygamber-i Ekrem, Hakk'a ulaş­mak için ne gibi yol göstermiş? Hangi yoldan gidileceğini anlatmış­tır? Bir kimse, hem müslümanım diyecek, hem de bu yolu, bu gidişi bilmeyecek. Nasıl olur bu iş? Kâfir, Allah rızası olan yolu tutup git­mez, Allah rızasının tersine yoldan gider. Kendi isteği ve kendi dü­şüncesinin yolunu tutup gider. Müslüman da böyle yapar da kendi bildiğini okursa, kendi düşüncesinin peşine takılırsa, Allah'dan ve Al­lah'ın gösterdiği yoldan yürümekten sakınmazsa, kendi nefsani di­leklerine ve isteklerine bağlı bulunursa, bir de kalkıp «ben müslüma­nım» (Allah kuluyum) derse acaba bu işde ne kadar haklı görülebilir? Kâfir helâl ile haramı ayırd etmez. Kendi keyfine göre. her hangi bir işde kendisine bir fayda varsa ya da bu işden zevk alacak olur­sa, hiç çekinmeden bu işe baş vurur, ister bu işi Hak Teâla helâl kıl­mış olsun, isterse haram, bu işi yapacaktır ve yapar. Müslümanım diyen kimse de böyle hareket ederse ve bu şekilde davranırsa, acaba bu müslümanın kâfirden farkı ne? Maksad şudur, müslüman da kâfir gibi hareket ederse, müslümanın bilgisi de İslâm hususunda kâfir ka­dar olursa, müslüman da kâfirin yaptıklarını yaparsa, artık böyle bir müslümanın kâfir karşısında fazilet bakımından bir farkı kalır mı? Neden bu müslüman da haşr günü kâfir ile aynı şekilde haşr olma­ya? Bu öyle bir ince meseledir ki, bunu gönül huzuru ile, gönül fe­rahlığı ile düşünmek ve üzerinde durmak icab eder

May 27

Irak İslam Devleti

Irak İslam Devleti Savaş Bakanlığı
Yeni Savaş Taburları Oluşumunu Duyurur

Rahman ve Rahim Olan Allah'ın Adıyla

Hamd en merhametli olan ve alemleri ayakta tutan Allah'adır. Salat ve selam peygamberimiz Muhammed'in, ailesinin ve onun ashabının üzerine olsun.

Yüce Allah buyuruyor ki:

"Sizler de onlara karşı gücünüzün yettiği her çeşit kuvvetten savaş için beslenen atlardan hazırlayın; onunla hem Allah'ın düşmanı hem sizin düşmanınızı, hem de sizin bilmediğinizi fakat Allah'ın bildiği diğer düşmanlarınızı korkutursunuz. Allah yolunda her ne harcarsanız mükâfatı size tamamen ödenir ve hiç zarara uğramazsınız."
[Enfal: 60]

Ümmetimize savaş bakanlığının harp teknikleri hususunda son derece uzman, yetişmiş özel taburlar oluşturduğunu müjdeleriz. Bu taburların görevleri aşağıda sıralanmıştır:

1.     Düşmanın Anbar'da, Musul'da, Diyala'da ve diğer vilayetlerdeki üslerini vurmak.

2. Düşmanın arka hatlarında gedikler açmak.

3. Salim Zakum'un yok edildiği 'Parlamento Operasyonu'nda olduğu gibi düşmanı kalbinden yarmak

4. Hedefleri kaçırmak

Allah'ın düşmanlarıyla, haça tapanlarla ve Mürtedlerle olan savaşımız bu günlerde zirve noktasına ulaşmıştır ve Irak İslam Devleti'nin askerleri Allah'ın yardımıyla onlarla savaşını sürdürmektedir. Ey İslam Ümmeti! Dualarınızda Irak İslam Devleti'ni unutmayınız.

Ey Allah'ım! Kindar şiileri, siyonist haçlıları ve onların destekçilerini yok et. Onların gereçlerini müslümanlara ganimet et. Ey Allah'ım! Onları yok et…

Ey Allah'ım! Gök Sen'in göğündür, arz Sen'in arzındır ve deniz Sen'in denizindir. Ey Allah'ım! Onların gökyüzündeki uçaklarını düşür, onların arzdaki güçlerini yok et ve onların denizlerdeki gemilerini batır…

Ey Allah'ım! Firavun'a ve kavmine yaptığın gibi onlara misilleme yap ve onlara eza ver. Ey Allah'ım! Onların memleketlerine sel taşkınları ver, onlara fakirlik ver, açlık ver ve onları küçült, Ey Allah'ım! Onları hezimete uğrat, yok et, Sen kaviysin, azizsin.

Allah En Büyüktür!

"İzzet; Allah'ın, Rasulü'nün ve Mü'minlerindir. Fakat Münafıklar bilmezler!" [Münafikun: 8]

Enformasyon Bakanlığı
Irak İslam Devleti
27 Rabiu'l-Ahir 1428
14 Mayıs 2007

Irak İslam Devleti'ndeki Kardeşlerine

Ensar Es-Sünne Ordusu'ndan (Sünnetin Destekçileri Ordusu)
Irak İslam Devleti'ndeki Kardeşlerine

Rahman ve Rahim Olan Allah'ın Adıyla

Hamdın tümü Allah'adır. Ve Allah'ın rahmeti Peygamberimizin, ailesinin ve ashabının üzerine olsun.

Yüce Allah buyuruyor ki:

"Allah yolunda savaş! Sen ancak kendi yaptığından sorumlusun. Müminleri de savaşa teşvik et. Umulur ki, Allah kâfirlerin gücünü kırar. Hiç şüphesiz ki Allah kuvvet ve kudretçe çok daha güçlü ve cezası daha çetindir." [Nisa: 84]

Irak'ta başardıklarınızdan Dünyadaki her sevgili müslümanın hoşnut olduğu gibi bizler de memnunuz, ki sizler; arka arkaya düşmanı yaraladığınız ve şaşırttığınız yeşil bölgedeki mübarek parlamento operasyonundan, üç haçlı askeri esir ettiğiniz operasyona ve ardı sıra Musul ve diğer yerlere kadar mübarek operasyonlar gerçekleştirdiniz. Sizleri yaptığınız bu kahramanca operasyonlardan dolayı kutluyor ve yüce Allah'tan sizlere kafir düşmanı alt etmeniz ve Allah'ın dinine yardım etmeniz için düzenleyeceğiniz operasyonlarda başarı vermesini niyaz ediyoruz.

Ayrıca sizlerin resmi sözcünüz Şeyh el-Caburi kardeşin şehadetini tebrik ederiz, Allah onun ruhuna merhamet etsin ve onu cennette peygamberler ve inananlarla biraraya getirsin.

Allah En Büyüktür! İzzet; Allah'ın, Rasulü'nün ve Mü'minlerindir!

Medya Bölümü
Ensar Es Sünne Ordusu
29 Rabiu'l-Ahir 1428
16 Mayıs 2007